Eğitimin İslamileştirilmesi ve İrfan Müesseseleri

İslâm kültüründe genellikle öğretimin karşılığı olarak tâlim, eğitimin karşılığı olarak terbiye kullanılmaktadır. Ayrıca öğrenim için tahsil ve daha çok eğitimi ifade etmek üzere tedris, te’dîb, tehzîb, siyaset, tezkiye, irşad gibi kelimelere yer verilmektedir. Sözlükte “bir şeyi gerçek yönüyle kavramak, bir nesnenin şekli zihinde oluşmak, nesneyi gerçek haliyle bilmek” anlamındaki ilm kökünden türeyen ta‘lîm, birine bilgi öğretmek, ders okutmak demektir.[1] Sözlükte masdar olarak “bilmek, tanımak, ikrar etmek”, isim olarak “bilgi” anlamına gelen ma‘rifet (irfân) kelimesi ise ilimle eş anlamlı gibi kullanılmakla…
The post Eğitimin İslamileştirilmesi ve İrfan Müesseseleri first appeared on İNZAR DERGİSİ. …

Eğitimin İslamileştirilmesi ve İrfan Müesseseleri
Yayınlama: 11.09.2022
A+
A-

İslâm kültüründe genellikle öğretimin karşılığı olarak tâlim, eğitimin karşılığı olarak terbiye kullanılmaktadır. Ayrıca öğrenim için tahsil ve daha çok eğitimi ifade etmek üzere tedris, te’dîb, tehzîb, siyaset, tezkiye, irşad gibi kelimelere yer verilmektedir. Sözlükte “bir şeyi gerçek yönüyle kavramak, bir nesnenin şekli zihinde oluşmak, nesneyi gerçek haliyle bilmek” anlamındaki ilm kökünden türeyen ta‘lîm, birine bilgi öğretmek, ders okutmak demektir.[1]

Sözlükte masdar olarak “bilmek, tanımak, ikrar etmek”, isim olarak “bilgi” anlamına gelen ma‘rifet (irfân) kelimesi ise ilimle eş anlamlı gibi kullanılmakla birlikte aralarında bazı farklar vardır. İlim tümel ve genel nitelikteki bilgileri, mârifet tikel, özel ve ayrıntılı bilgileri ifade eder. İlmin karşıtı cehil, mârifetin karşıtı inkârdır. Bu sebeple ilim kelimesi her zaman mârifetin yerini tutamaz.[2]

Eğitim ve ma’rifetin(İlim ve İrfan) sadece tanımlarına bakarak bile ikisinin hiçbir zaman birbirinden ayrılamayacağı gerçeğini görebilmekteyiz.

Neden Eğitimin İslamileştirilmesi?

Uzunca yıllar rehavete kapılmışlığın sonucu her konuda üşengeç davranan İslam ülkeleri ve sistemleri, zamanla sömürgeci ellerin emellerine hizmet eder olmuştur. Yirminci asrın ortalarına kadar fiziksel anlamda sömürülmekte olan bu üşengeçler, kan kaybedip can çekişmeye başlayınca sömürgeciler tarafından terk edilmeye başlandı. Sömürgeci ülkeler gerilerinde fikirsel sömürü amaçlı, duyarsızlaştırılmış yöneticiler ve kendi kültürlerini empoze eden eğitim sistemini bırakmışlardır. Adına modern eğitim sistemi denilen bu model, batının yanılgılarını görmezden gelirken doğunun doğrularını inkâra kalkışmıştır. Dayatılan veya taklit edilen bu sistemde sadece batı endeksli yazarlar, düşünürler, diplomalılar, sözüm ona aydınlar yetiştirilmiştir. Bununla birlikte resmi olmayan, doğunun kendine has eğitim sistemlerinde, medreselerde adına klasik eğitim diyebileceğimiz kurum ve kuruluşlarda İslamî bilgileri ve milli kültürünü öğrenen/öğreten düşünürler, aydınlar yetiştirilmeye devam edilmiştir.

Bu durum eğitim sisteminin ikiliğine neden olmuş ve entelektüel bir kriz oluşturmuştur. Bu krizi, Bediüzzaman’ın “Medresetü’z-Zehra” projesi ile ilgili olarak Şeyh Şamil’in torunu Said Şamil’in şu tespiti takdire şayandır.  Said Şamil, Bediüzzaman’ı,  “Müsbet ilimlerin medaris-i şer’iyede tedris lüzumunu bir müçtehid edasıyla ortaya koyanların en alaka çekeni” olarak tarif ettikten sonra kendi görüşlerini şu şekilde ifade ediyor:

“Medrese ehli, mekteplileri dış görünüşe ait meselelerden dolayı iman zaafı ile suçluyor, mektepliler ise onları fünun-u cedideden bihaber olduklarından cahil sayıyor. Fikirlerdeki ve metotlardaki bu ayrılık İslam topluluğunda ahlakiyatı sarsmış ve medeni terakkiden onları geri bırakmıştır. Bunun ıslahı için yegâne çare, medeni mekteplere dini bilgileri koymak, medreselerde de eski Yunan felsefesi yerine müspet ilimler okumaktır.[3]

İşte bu krizi sonlandırmak için 1970’lerde Filistinli Düşünür İsmail Raci el-Faruki’nin öncülüğünde “Bilgilinin İslamileşmesi” adıyla bilginin şuurlandırılması, İslam’ın yaşanabilirliği ve evrensel değerler sisteminin uygulanması gerekliliği uluslararası birçok platformda dile getirilmiştir.

“Bilginin İslamileştirilmesi” tezi, yüzeysel ve geleneksel İslâmî bilgilerin yanında modern din dışı ilimlerin nispetsiz ve dengesiz biçimde yer aldığı, ahenksiz eğitim sistemlerinde oluşan bu iki başlı yapıdan kurtarılmak için bir dizi çözüm önerisi sunan bir metodolojik öneri olarak günümüze kadar gelmiştir.

Muhtedi olan eşi Luis Lamia ile birlikte 1986 yılının ramazan ayında(27 Mayıs 1986) Pennsylvania Wyncote’daki evlerinde, sahur vaktinde, Siyonistler tarafından alçakça bir saldırıya uğrayarak hayatını kaybeden İsmail Raci el-Faruki cesur, özgür ve özgün bir düşünürdü. Onun entelektüel faaliyetlerindeki teşkilâtçı ve aktif özelliği Pakistan, Hindistan, Güney Afrika, Malezya, Libya, Suudi Arabistan ve Mısır’daki İslâmî araştırma kurumlarına da proje, uygulama ve danışmanlık düzeylerinde önemli katkılarda bulunmasına sebep olmuştur. 1945-1948 yılları arasında Celîle’nin son Filistinli valisi olan Faruki’nin iştirak ettiği ilmî toplantılar, verdiği konferanslar, katkıda bulunduğu dergiler, yayımladığı makaleler halen ilim camialarında ciddiyetini korumaktadır.

Bilginin İslamileştirilmesinden amaç, mevcut ilmi gerçekleri muhtelif şekillerle, felsefi varsayımlara bağlılıktan kurtarmak, bu ilimleri dinin düzenleyici olduğu bir ortamda yeniden görevlendirmektir. Kısacası buna bilginin tevhid süzgecinden geçirilerek arındırılması denebilir.”

Faruki, batı dünyasının sömürgeciliğine ve batık değerlerini dünya milletlerine enjekte etmesine karşı, tüm zulümlerin ortadan kaldırılıp yaşanabilir, adil bir dünyanın yeniden inşası ve refah-felah dolu bir sürecin hızlı bir şekilde başlamasının tek yolunun “Eğitim” olduğunu haykırır. İslami ve insani bir eğitim… Batılılaşmadan arınmış ve batıldan arındırılmış hakiki bir eğitim… Hakikat eğitimi…

Eğitimin İslamileştirilmesi, bilginin İslamileştirilmesi bağlamında ele alınması gereken mühim ve elzem bir konudur.

Hâlihazırda devletlerin destekleriyle kurum ve kuruluşlara dönüştürülen, tüm dünyayı etkisi altına alan modern eğitim sistemleri, eğitim nazariyeleri ve eğitim felsefeleri tek bir hedefe kitlenmiş bulunmaktadır. “Bilgili, iyi bir vatandaş yetiştirmek.” Uyumlu, sorunsuz, sorumsuz, duyarsız hatta duygusuz bilgili, diplomalı bir birey… Hürriyetin tadını alamamış, irfanın adını duymamış, ahlakın varlığından bihaber, kalıbına-kabuğuna hapsedilmiş uyumlu, yönlendirilebilir birer vatandaş, mahpus…

“Ezilenlerin Pedagojisi” adlı kitabın yazarı Paulo Freire “Eğitim eğer insanı insanlaştırmıyorsa, demek ki birileri eğitimi, insanları ezmek için manipüle ediyor.” tespitinde bulunarak modern eğitim sisteminin arındırılması gerektiğini çarpıcı bir şekilde belirtmektedir.

Modern bilimin ve dolayısıyla modern eğitim sistemlerinin emperyalist emellerle kullanıma sunulması, doğaya, insana, geleceğe verdiği zararın yanında sadece akla ve maddiyata hitap eden seküler temelli olması onun İslamileştirilmesini, insanileştirilmesini zaruri kılmaya yetmiştir.

  “Çünkü İslamileştirme insanileştirmektir, özgürleştirmektir. Tüm hüviyetleri hürriyetlerine eriştirmektir. İnsanı insan etme çabasıdır. İnsan hem maddi hem de manevi yönü olan, ruhunda özgürlük meşalesi yanan hürriyet aşığı komplike bir canlıdır. Bu canlıyı tüm latifeleriyle canlandırmak gerekmez mi?”

Analiz, sentez, …değerlendirme düzeylerinde bilgi edinmek yani öğrenmek bireyin ahlaklı, erdemli veya vicdanlı olmasına yetmemiştir. Sadece aklı besleyerek, kalbi ve ruhu görmezden gelerek adil bireyler, hür nesiller, edepli-ahlaklı-fedakâr, vefalı insanlar yetiştirmek imkânsızdır. Nesillere salt bilgiler yükleyerek onları mekanik disklere dönüştürmek en basit tabiriyle nesli/geleceği heba etmektir.

Maalesef edindiğimiz en acı tecrübelerimizden biri de bu olmuştur. Bugün bilgili, iyi bir vatandaş binlerce insanı katledecek iyi bir silah-bomba üretebilmektedir. Örneğin, okullarımızın her kademesini başarıyla geçen, yoğun çabasıyla gözlerimizi kamaştıran bir doktor, organ ticareti yapan diplomalı bir cani olabiliyor?(Dikkat)

Modern eğitim sistemlerinde istenmeyen davranışlar istendik davranışlardan çok daha fazla oluşmaktadır. Çünkü insanın yaradılışına(fıtrat) uygun ve uyumlu değildir. İnsanı insan eden gereksinimler göz ardı edilirken insanı insanlıktan uzaklaştıran gereksizler; seküler, nefsi ve şehevi özellikler sürekli diri tutulmaktadır. Batıya bağlı, bağımlı okumuş yığınlar, modern eğitim sistemlerinin vazgeçilmez ürünleri olmuştur.

Batı istiyor diye, Avrupa refah vaat ediyor diye yeni nesilleri kitap yüklü merkeplere, bilgili olan ancak erdemli olamayan bireylere dönüştürme çabasına girmek ne kadar da acı bir durum…

Eğitimin arındırılması ve öğretimin şuurlandırılması, asrımızın bu tür devleşen sorunlarına muhteşem bir çözüm olacaktır. Yeni nesilleri sorumsuzluk illetinden kurtaracak ve onlara sorumluluk bilinci yükleyecek hakiki bir çözüm… Batıya bağımlı olmamakla beraber batıyı her yönüyle değerlendirebilen, değer ve erdemlerini arındırabilen bilinçli, iradeli, imanlı nesiller ancak bu çözüm ile yetişecektir.

İslam Eğitim Felsefesi’ne göre tek hedef  “iyi insan” yani  “insanı kâmil” yetiştirmektir. Evrensel ahlak ilkeleriyle donatılmış, fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür, hür nesiller yetiştirmek… Çağımızın en çok muhtaç olduğu bu “hür nesil” ancak ve ancak eğitimin İslamileştirilmesi sonucunda irfan müesseselerine dönüşen okullarımızda yetişebilir. “Fıtrata ve istidada uygun bir şekilde hiçbir istibdada yer vermeden hem akıl, hem kalp, hem vicdan ve hem ruh eğitimi bu irfan müesseselerinin müfredatı, özü olacaktır. Hem aklen, hem kalben, hem vicdanen ve hem de ruhen eğitilen bireyler bu müesseselerde “İnsan-ı kamil” mertebesine erişecek ve çevrelerine ilim-irfan dağıtacaklar. Hem iyi insan, hem bilgili insan ve hem de iyi birer vatandaş olmanın tek yolu budur. Can çekişen dünyamız ancak bu mukaddes  yolla sömürgecilerden arındırılarak iyileştirilecek, adil, yaşanır, huzurlu ve stabil bir dünya olacaktır.

Dünyanın bir yandan terörle başa çıkmak için tedbirler düşündüğü, diğer yandan terörü her türlü besleyip, palazlandığı, esfellerin daha alçak yollar aradığı, gelişmiş ülkelerin gelişmiş silahlarla donatıldığı, insanlığın sekeratta olduğu; kalbin, vicdanın rafa kaldırıldığı, globalleşme ile küçüldükçe değersizleştiği, yaşanamaz hale geldiği, bilgili-profesyonel katillerin, canilerin-işkencecilerin üretildiği, ihracatının yapıldığı ve tüm bunların olması gereken doğrular olarak lanse edildiği bu eğitimsiz, erdemsiz, sorumsuz çağımızda “Eğitimin İslamileşmesi ve İrfan Müesseseleri” fikrinin önemi katbekat artmıştır.

Pratik ve pedagojik anlamda eğitimi İslamileştirmek ve okullarımızı İrfan Müesseselerine dönüştürmek, İslam’ın dinamik eğitim vizyonunu ve “İslam’ın evrensel erdemler” düsturunu hayata geçiren uygulama sahaları ile gerçekleşecektir.  Bu bir ıslah hareketidir. İmhayla değil ihyayla yol alacaktır.

Evvela “Eğitimin Hedefleri” ıslah edilmelidir. Diploma, maaş vb. seküler çıkarlar hedeflere bulaştırılmaması gereken son derece muzır etkilerdir. Yatay(Bilişsel, duyusal, psikomotor ) hedefler, her birey için ayrı ve özel olmalıdır. İslam Eğitim Sistemi’nden tüm kademeler bire bir, kişiye has programlar eşliğinde ilerler. Dikey (Uzak, genel, özel) hedefler değişmez, ilişilmez olacak şekilde evrensel ahlak ilkeleriyle ve “İslam’ın evrensel erdemler” düsturuna uygun bir şekilde kapsayıcı ve bağlayıcı olmalıdır.

Eğitimin içeriği kes-kopyala basitliğiyle batı taklitçiliğinden tamamen kurtarılmalıdır. İçerik evvela manevi ve milli olmalıdır. Çünkü insan bedenden ibaret değildir. Kalp, duygu, vicdan ve ruh bütünlüğünü sağlayacak yeni, özgün, kompleks bir içerik hazırlanmalıdır.

Eğitim ve öğretim ortamları karma eğitimden, kalabalık sınıflardan, göz yorucu renk ve materyallerden arındırılmalıdır. Eğitim ortamları teknolojik materyallerin kullanıldığı, sergilendiği ticarethanelere dönüştürülmemelidir. Doğal ve tüm katılımcıların aktif olduğu uygulama ortamları oluşturulmalıdır.

Bu minvalde ıslah çalışmaları eğitimin her aşamasında ve her adımında titizlikle, istişareyle ve tarihi gerçeklikler ışığında yapılmalıdır ki eğitim İslamileşsin, insanileşsin… Okullarımız diploma dağıtan stant olmaktan kurtarılmalı ve bu ıslah-ihya hareketiyle değer, erdem, edep yükleyen İrfan Müesseselerine dönüştürülmelidir..

Tarih, neredeyse bilinen her akademik disiplinde ve tüm alanlarda bilim dünyasına yüzlerce yıldır İslam’ın yol gösterici olduğunu kaydetmekten çekinmemiştir. Gelecek, eğitimin İslamileştirilmesi ve okulların birer irfan müesseselerine dönüştürülmesiyle daha güzel gelecek, çok daha güzelleşecek…

[1] (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “ʿalm” md.)

[2] (MÂRİFET – TDV İslâm Ansiklopedisi https://islamansiklopedisi.org.tr/marifet)

[3](Necmeddin Şahiner, Bediüzzaman Üniversitesi, Timaş Yayınları, İstanbul 1996, sayfa: 71-72)

The post Eğitimin İslamileştirilmesi ve İrfan Müesseseleri first appeared on İNZAR DERGİSİ.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.