İNSANIN ZİNDANI: KİBİR

“(Allah:) “Öyleyse oradan in, orda büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin.” ( Araf:13) “Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklenenler, işte onlar ateşin arkadaşlarıdır; onda sonsuzca kalacaklardır.” (Araf:36)  “Ve meleklere: “Adem’e secde edin” dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu.” (Bakara: 34) Bakara Suresi, 206. ayet: “Ona: “Allah’tan kork” denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o.” (Bakara:206)…
The post İNSANIN ZİNDANI: KİBİR first appeared on İNZAR DERGİSİ. …

İNSANIN ZİNDANI: KİBİR
Yayınlama: 05.09.2022
A+
A-

“(Allah:) “Öyleyse oradan in, orda büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin.” ( Araf:13)

“Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara karşı büyüklenenler, işte onlar ateşin arkadaşlarıdır; onda sonsuzca kalacaklardır.” (Araf:36)

 “Ve meleklere: “Adem’e secde edin” dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kafirlerden oldu.” (Bakara: 34)

Bakara Suresi, 206. ayet: “Ona: “Allah’tan kork” denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o.” (Bakara:206)

 Ebû Zer’den (r.a) rivâyet edildiğine göre Nebiyy-i Ekrem şöyle buyurdu:

“Üç sınıf insan vardır ki kıyamet günü Allah onlarla konuşmaz, yüzlerine bakmaz, onları temize çıkarmaz. Hem de onlar için elîm (can yakıcı) bir azap vardır.”

Râvî dedi ki:

Resûlullah bu cümleyi üç kere tekrarladı. Sonra Ebû Zer (r.a):

“–O hâlde bu kimseler tam bir mahrumiyete ve hüsrana uğramışlardır. Onlar kimlerdir, ey Allah’ın Resûlü?” diye sordu.

Resûl-i Ekrem de:

“–Elbisesini kibirle yerlerde sürüyen, yaptığı iyiliği başa kakan ve yalan yere yemin ederek ticaret malını iyi bir fiyata satmaya çalışandır” cevabını verdi. (Müslim, Îmân, 171. Ayrıca bkz. Ebû Dâvûd, Libâs, 25/4087; Tirmizî, Büyû’, 5/1211; Nesâî, Zekât, 69; Büyû’, 5; Zînet, 103; İbn-i Mâce, Ticârât, 30)

Seleme bin Ekva’ (r.a) der ki: Resûlullah şöyle buyurdu:

“Bir kimse kibirlene kibirlene sonunda zâlim ve cebbârlar grubuna kaydedilir. Böylece onlara verilen ceza buna da verilir.” (Tirmizî, Birr, 61/2000)

 Hârise bin Vehb el-Huzâî’den (r.a) rivâyete göre Nebiyy-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Size Cennetlikleri haber vereyim mi? Onlar hem zayıf oldukları hem de halk tarafından zayıf görüldükleri için kimsenin ehemmiyet vermediği, fakat şöyle olacak diye yemin etseler, isteklerini Allah’ın gerçekleştireceği kimselerdir.

Size Cehennemliklerin kimler olduğunu haber vereyim mi? Bütün katı kalbli, kaba, cimri ve kurularak yürüyen kibirli kimselerdir.” (Buhârî, Edeb, 61; Eymân, 9; Tefsîr, 68/1; Müslim, Cennet, 47. Ayrıca bkz. Tirmizî, Cehennem, 13; İbn-i Mâce, Zühd, 4)

  1. Amr bin Şuayb (r.a) babasından, o da dedesinden rivâyet ettiğine göre Nebiyy-i Ekrem şöyle buyurmuştur:

“Mütekebbirler/kibirli kimseler, kıyâmet gününde insan sûretinde küçük ve kırmızı karıncalar kadar haşrolunacaklardır. Zillet her taraflarından onları saracaktır. Cehennemdeki “Bûles” adı verilen bir zindana sürükleneceklerdir. Onları ateşlerin ateşi kuşatacak ve Cehennem ehlinin Tînetü’l-habâl denilen kan, irin ve pisliklerinden içirileceklerdir.” (Tirmizî, Kıyamet, 47/2492; Ahmed, II, 179; Buhârî, el-Edebü’l-müfred, no: 557)

Kibrin ne kadar rezil bir ahlak ve helak edici bir haslet olduğuna dair birçok ayet ve hadis vardır. Bunlardan birkaçını yukarıda zikrettik. Peygamberlerin,  risaletlerinin gereği olan davet çalışmalarında en öncelikle sakındırdığı özelliklerden birisi kibirdir. Kibir, hem zatı itibariyle büyük bir helak edici haslettir hem de Allah Azze ve Celle’nin ve Resulü’nün sakındırdığı hasletlerin temel kaynağıdır. Kibir atına binip Rabbani menziline varan olmamıştır ama kibir atı ile ahır menziline varan bedbahtlar çok olmuştur.

İnsanoğlu, çeşitli eğilimleri  ve mülahazaları ile kendi etrafında kalın duvarlardan müteşekkil bir zindan inşa eder. Bu zindan; terakki, tekamül ve inkişaf noktasında insanın önündeki en büyük engeldir. Bu engel, insanoğlunun ne uçmasına  ne koşmasına ne de yüzmesine imkan vermeyen bir ağırlıktır. Kibir, insanoğlunun ayağındaki bir prangadır. Hayatın hiçbir alanında kibir rezilliği ile hedefe varılmaz. Kibir ile elde edilen menziller ve mevziler, insanoğlunu helakete daha fazla yaklaştırır. Kibirlenme, şeytani bir haslet olup hakikate kör olmadır. Hakikate kör olanların kalpleri ölüdür. Bu kalp sahipleri ilim ve irfandan nasiplerini alamazlar. Kibrin insanı yok oluş ve helak vadilerine savuran bir rüzgar ve ahmaklaştıran  bir olgu olduğu tarihi  ve güncel tecrübeler ile sabittir. Biz bu yazımızda kibrin ne kadar ağır bir günah olduğu konusuna girmeyeceğiz. Daha fazla, Kibrin kişisel gelişime bakan taraflarına değinmeye çalışacağız.

Kibir ridasını kuşanan mütekebbirin varacağı yer, hedeflediği yer değil, aleme ibret olacağı yerdir.

Başta manevi kulvarlar olmak üzere, her alanda ciddi bir menzil tayin edenlerin yolculuğa başlamadan evvel kibir kirlerinden tevazu guslü ile arınması gerekir. Yolculuğa çıkılan ilk noktada, kibirden arınmak temel şarttır. Allah Azze ve Celle’nin şirkten sonra en fazla buğzettiği hasletlerden birisini taşıdığımız halde  Rabbani merdivenlerden uruç etmeye imkan yoktur. O merdiveni, ancak kalbi kirden ve her türlü rezil hasletlerden arınanlar çıkabilir. Arifler, alimler, mürşitler ve idareciler mutlaka bu ağırlıktan kurtulmalıdır. Öğrencilerin, insanlığın ortak malı olan ilimden hakkıyla istifade edebilmeleri için kibirden arınmaları lazımdır. Kibir, talebenin kapısında bekleyen azgın bir köpek gibidir. İlim ise ürkek bir güvercin gibidir. O kapıda o köpek durdukça, hiçbir zaman ilim güvercini talebenin zihnine, ruhuna ve kalbine konmaz.

Meslek erbabı olmaya çalışanlar da aynen ilim talebeleri gibidir. Ustalarının dizi dibinde tevazu ile beklemeleri icap eder. Dahası ne talebe ve çırak, mütekebbir bir üstattan ders almak ister; ne de hakikatli bir üstat, mütekebbir bir talebeye ders vermek ister.

Tarihin akışını değiştiren  ve insanlık tarihine damga vuran birçok şahsiyet, öğrendiklerini tevazu kanadını gererek öğrenmişlerdir.

Özellikle İslam davetçileri, davetçi kimlikleri hesabıyla hiçbir zaman kibir ile bir araya gelmez, gelemez. Davet eylemi; fedakârlıktır, tahammüldür, sabırdır, kutlu bir çiledir. Bu keyfiyette olan bir olgunun, kibir gibi ahmakça bir haslet ile bir araya gelmesi mümkün müdür?

Kibir, İslam davetçisi için beyaz elbise üzerinde duran tiksindirici bir kir veya kara bir leke gibidir. Bu beyaz elbiseden mutlaka bu kiri, bu lekeyi temizlemek lazımdır.

Tecrübe, hayatta en değerli bilgi kaynaklarından birisidir. Kimi zaman bazı tecrübeleri edinmek için uzun zaman ve büyük bedeller ödemek gerekebilir. Hatta bazen bu tecrübe için belki bir ömür gerekebilir. Nihayetinde insanlık ve medeniyet tarihine bakıldığı zaman, bugün kullandığımız teknoloji, sadece mucidinin eseri değildir. Bu eser, binlerce yıllık tecrübenin ürünüdür. Hatta bazı unsurular var ki, bu unsurların tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir. Her şeyi bildiğini zanneden mütekebbir insan, başkalarının bilgi ve tecrübesinden istifade etmeye pek yanaşmaz ve bu değerli bilgi kaynağını ucuza satın almaz. Kendisi tecrübe etmeye çalışır; bazen bu ahmakça tavrı kendisine pahalıya mal olur. Kibir; aklı ve izanı dumura uğratır ve gözü kör eder. Kibrin verdiği serap ile kendisini hayatın merkezinde gören cahil insan, her şeyin kendisi etrafında döndüğünü zanneder. Utanmasa her sabah güneşin kendisi, kendi yüzü suyu hürmetine doğduğu hezeyanında bulunacaktır. İşte böylesine etrafına cehaletin kalın surlarını ören ve cehaletin sarhoş edici bulutlarının başında döndüğü birisi, insanlığın ortak mirasından yeterince istifade edemez. Hele şahsına yapılan uyarı ve ikazları pek dikkate almadığı gibi büyük bir direnç gösterir. Cehaletinin tozlarını ve kirlerini üzerinden almak için bilgi ve hikmet arkı bu şahısların çorak beynine yönlendirildiği zaman, cehalet ve kibirleri ile barışık olan bu şahıslar, bu iyi niyetli yönelimi direnç ile karşılar. Bu tipler, gübre içerisinde debelenmeyi marifet ve hayatın kendisi bilen ve güllerin kokusundan rahatsız olan gübre böceklerine benzerler.

Bir çıraktan tutun da bir öğrenciye kadar veya profesyonel iş insanları ve yöneticilere kadar, kibir ile kapısını tecrübeye ilme ve hikmete kapatanlar terakki edemezler. Oysa hayatın kendisi bir öğrenme sürecidir. Hayatta muvaffak olanlar, kendilerini daima öğrenci olarak görenlerdir. İlme, hikmete ve başarıya giden yol tevazu taşları ile döşenmiştir. Tevazu kanadını yere seren ve ilim ve tecrübe sahiplerini baş göz edenler, bunların sahip oluğu hazinelere sahip olmanın yanı sıra mükemmeliyet ve tekamül yolunda kahir ekseriyetle seleflerini geride bırakmışlardır. İlim, hikmet ve başarı arttıkça tevazu daha fazla artar. Zira bir ağacın dallarına bile baksanız, en çok meyveyi üzerinde taşıyan dalın en fazla eğilen dallar olduğunu görürsünüz. En dik dalların üzerinde ise ya meyve azdır ya da hiç yoktur.

Bu itibarla; her konuda kibrin bir felaket olduğunu söyleyebiliriz. Hayat bize göstermiştir ki; kibir kadar insanı ahmaklaştıran ve kendisine yabancılaştıran başka bir kavram yoktur. Hayat bir denge üzeredir. Biz de bu denge üzerine olan hayat içinde belli bir noktada belli bir misyona sahibiz. İşte akıl sahibi mütevazi insanlar bu koca kainat içerisinde ne kadar küçük olduğunu ve gerçek konumunun ve diğer unsurlar ile münasebetinin ne olduğunu sağlıklı bir şekilde görür. Ama kibrin ahmaklaştırdığı beyinler ise kendilerini her konuda müstağni görerek nerede durmaları gerektiğini unuturlar.

Hepimiz hayat içerisinde birer talebeyiz yaşımız ve mesleğimiz ne olursa olsun…

Hayat içerisinde bazen küçük bir sabinin bize öğreteceği bir hakikat olur, bazen de ilahi yönlendirme ile hareket eden herhangi bir hayvanat… Ve son nefesimize kadar bu öğrenme sürecinin bir parçasıyız. Böylelikle sürekli bir hareket halinde olan hayatın hakikatlerini öğrenme ve terakki etme imkanına sahip oluruz. Kimisi, küçük bir sabiden bile öğreneceği hususlar olduğunu kabul ederken kimisi de kibrinden dolayı, dünyanın en iyi üstatlarının ilminden, hikmetinden ve bilgisinden mahrum kalır.

Bir insan kendisini kibir zindanına hapsetmiş ise bu ahmaklaşmış zihne, hayat iksiri olan ilim ve hikmeti, sanat ve fenni ulaştırmak çok zordur.

İnsanın kendisine kendi eli ve iradesi ile yaptığı kötülüğü başkası yapamaz. Her halde insanın kendisine yaptığı en büyük kötülüklerden birisi de kibir sarhoşluğu ile şeytanın eşeğine binip zirvelere çıkacağını zannederken gözünü ahırda açmasıdır.

Selam ve dua ile

 

The post İNSANIN ZİNDANI: KİBİR first appeared on İNZAR DERGİSİ.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.