KAFİRÛN SURESİ’NİN TEFSİRİ IŞIĞINDA KÜFÜR OLGUSU-6

Allah indirdiği kitaplar ve peygamberlerle insanlara sadece kendisini tanıtmakla kalmamış aynı zamanda onlara kâinat ile ilgili bilgiler de vermiştir. Hatta insanın yaratılışını ilk aşamadan ele alıp sonraki tüm aşamaları -ölümüne kadar[1]– anlatarak bir yaratıcının olduğunu ve bunun da kendisi olduğunu açık ve net bir şekilde ifade etmiştir. Kâinatın nasıl ve ne zaman oluştuğu, ne zamana kadar devam edeceği ve sonunun ne olacağı gibi sorularla birlikte hayatın nasıl başladığı, bu çeşitliliğin nasıl oluştuğu hepsinden önemlisi insanın…
The post KAFİRÛN SURESİ’NİN TEFSİRİ IŞIĞINDA KÜFÜR OLGUSU-6 first appeared on İNZAR DERGİSİ. …

KAFİRÛN SURESİ’NİN TEFSİRİ IŞIĞINDA KÜFÜR OLGUSU-6
Yayınlama: 02.09.2022
A+
A-

Allah indirdiği kitaplar ve peygamberlerle insanlara sadece kendisini tanıtmakla kalmamış aynı zamanda onlara kâinat ile ilgili bilgiler de vermiştir. Hatta insanın yaratılışını ilk aşamadan ele alıp sonraki tüm aşamaları -ölümüne kadar[1]– anlatarak bir yaratıcının olduğunu ve bunun da kendisi olduğunu açık ve net bir şekilde ifade etmiştir.

Kâinatın nasıl ve ne zaman oluştuğu, ne zamana kadar devam edeceği ve sonunun ne olacağı gibi sorularla birlikte hayatın nasıl başladığı, bu çeşitliliğin nasıl oluştuğu hepsinden önemlisi insanın nereden geldiği, niçin geldiği ve nereye gideceği gibi sorular insanların öteden beri cevabını aradıkları sorulardır. Zira her insan fıtratında bir anlam arayışıyla yüzleşmektedir.

Bir yaratıcı olmadan insanların yüzyıllardır aradığı soruların cevabını bulmak mümkün değildir. Kâinatın nasıl oluştuğu ve ne zaman oluştuğuyla ilgili günümüzde ulaşılan bilgiler sadece varsayımdır. Hayatın ne zaman ve nasıl başladığıyla ilgili olarak ise henüz elle tutulur kesin bir bilgi yoktur. İnsanlık tarihiyle ilgili olarak birçok varsayım olmasına rağmen bunların hiçbiri kanıtlanmış değildir.

İnsanın nereden geldiğiyle ilgili vahyin dışında kanıtlanmış hiçbir bilgi yoktur. Tek bilinen şey çiftlerin birleşmesiyle anne rahminde meydana gelen bir varlık oluşudur. Ötesi bilinmemektedir. Ortaya atılan evrim teorisi de bu bilinmezliğin verdiği bir çaresizlikten başka bir şey değildir. Yaratıcıyı yok sayarsanız evrim teorisi gibi bir ucubeyle boğuşmak zorunda kalırsınız ki bugüne kadar bunu ispatlayacak herhangi bir delil de getirilebilmiş değildir.

İnsanın dünyaya niçin geldiğiyle ilgili olarak da vahyin dışında hiçbir bilgi yoktur. Vahyin haber verdiğinin dışında çok farklı teoriler ortaya atılsa da işin aslı asla bilinmemektedir. İnsana canlılık veren, vahyin “ruh” olarak isimlendirdiği şeyin nasıl bir şey olduğu hakkında insanın pek fazla bilgisi yoktur. Yahudilerin “ruh” ile ilgili sordukları soruya gelen cevap bu konuda pek fazla bilginin olmadığı yönündedir.[2] Ayette geçen “ruh” ifadesi insana hayat veren ruhtur.[3] Onunla ilgili insanlara çok az bilgi verildiği[4] ayetin devamında gelmektedir. Ruhla ilgili bugüne kadar onlarca çalışma yapıldığı halde somut bir bilgiye ulaşılamamıştır. Elimizde bulunan tek bilgi vahyin haber verdiği ve adına “ruh” denilen bir şeyin (enerjinin) varlığıdır.

Allah’ın varlığını inkâr eden ve her şeyin kendiliğinden var olduğunu, kâinatın bir yaratıcısının olmadığını varlıkların oluşumunun tesadüflere bağlı olduğunu iddia eden ateizm ve türevleri tüm düşünce ve inanışların bu konuda ortaya koydukları ikna edici hiçbir delilleri yoktur. Sadece mugalata yapıp laf ebeliği yapmaktadırlar.

Akıl hiçbir şeyin kendiliğinden var olamayacağını söyler. Eseri görünce müessiri, hareket görünce muharriki arar. Duman görünce ateşi, ses duyunca sahibinin varlığını düşünür. Bu da insanın düşünerek Yüce Yaratıcıya ulaşması ve varlığını kabul etmesi hakikatidir. Bununla ilgili Kur’ân-ı Kerim’de Hz. İbrahim’in (as) kıssası geçer:

Putperest bir toplumda yaşayan genç İbrahim yaşadığı toplumun dikkatini üzerinde bulundukları dini inançların hatalı olduğuna çekmek için anlayacakları şekilde kıyaslamalarda bulunur. Onları hak yola ulaştırmak için taptıkları şeylerin, ilk önce hudus olduklarını ispatlar sonra da bunların hudus olmaları sebebiyle ilah olamayacaklarına dikkatlerini çeker.[5] Yıldızlara tapanlara taptıkları yıldızların gün doğunca kaybolmalarını delil getirerek ilah olamayacaklarını böylece ilah vasfını taşıyan varlığın aciz olamayacağını eğer aciz ise de ilah olamayacağını “Batanları sevmem”[6] temsiliyle ispatlar. Aya tapanlara da aynı minvalde misal getirir ve bunun da hudus olduğunu ortaya koyarak ilah olamayacağını dile getirir.[7] Akabinde kendi tanrılarının daha güçlü olduğunu iddia eden güneşperestlere de aynı üslupla yaklaşır ve güneşin de gece karanlığına yenildiği için ilah olamayacağını ortaya koyar.[8] Kur’an-ı Kerim’in detaylarına girmeden genel hatlarıyla verdiği bilgilerden anlıyoruz ki Hz. İbrahim, (as) döneminde yaşanan inançların tümünün batıl oluşlarını ispatlamış ve şu muhteşem hakikati ortaya koymuştur.

“Ben, gökleri ve yeri yoktan yaratan yaratıcıya Hanîf olarak yöneldim ve müşriklerden değilim.”[9]

 Ayette geçen “hanif” kelimesi dikkat çekicidir. Çünkü “hanif” kelimesi anlam olarak; dalalatten istikamete yönelmek anlamına gelmektedir. Dini anlamda ise Hz. İbrahim’in (as) tebliğ ettiği hak din üzerinde bulunan ve Allah’ın birliğine inanan müminlere denir.[10] Dolayısıyla bu kelime genel olarak tevhîdi ifade eder. “Kur’ân-ı Kerim’de “hanîf” kelimesi 12 ayette gelmiş olup ikisi çoğul olarak kullanılmıştır. Kur’ân-ı Kerim’de Hz. İbrahim’in (as) dinini hanif[11] kendisinin de Müslüman bir hanif[12] olduğu bildirilirken dinine uyanlara da hanif denmiştir.[13] Hz. Muhammed’in (s.a.s) getirdiği din ile Hz. İbrahim’in (as) dininin aynı hak tevhit dini olduğu vurgusu yapılmıştır.[14] Yine Allah’a ortak koşmayanların Allah’ı halis olarak birleyenlerin hunefa olmaları,[15] hanif olarak hak dine yönelmeleri[16] ve ibadet etmeleri[17] emredilmiştir.”[18]

Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerim’de kâinatı ve içindekileri örneksiz,[19] yeri ve gökleri altı günde[20] yarattığını, yaratılışın başlangıcında her şeyin tek parça olduğunu, sonradan bunların birbirinden ayrıldıklarını[21] ifade ederek bunlar gibi birçok detay verir. Bunları anlatırken aslında insanların hiçbir şeyin kendiliğinden var olmadığına bütün bunların biri tarafından tasarlanıp hayata geçirildiğine dikkati çeker.

Yüce Allah kâinatın yaratılışının anlatımıyla yetinmez insanın yaratılışından da söz eder. İlk insanın yaratılış aşamalarını detaylarıyla anlatır.[22] Aynı şekilde insanı yarattığını ardından kendisine ruhundan üflediğini[23], insanın anne rahminde geçirdiği aşamaları,[24] detaylandırır. Bütün bunları her şeyin bir yaratıcısının olduğunu, hiçbir şeyin kendiliğinden ve tesadüfen olmadığını ortaya koymak için anlatır. Kâinatın ve insanın yaratılışıyla ilgili olarak girilen detaylar; ancak onları yapan bilir dedirtecek teferruattadır. Her şeyin mükemmel bir hesaplama ve ölçüyle yapıldığını,[25] ciddi bir planlamanın ve projelendirmenin olduğunu, bu projenin bir takvim çerçevesinde[26] ve takvim üzere[27] hayata geçirildiğini beyan eder.

Bir yerde ölçü, düzen, planlama varsa bunun arkasında bir ilim vardır. Ölçü, düzen ve planlamanın mükemmelliği arkasındaki ilmin de mükemmelliğini ortaya koyar. Kur’ân’da buna özellikle vurgu yapılır: Rahman’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (düzensizlik) görüyor musun?”[28]

Kader olarak isimlendirilen kavram aslında her şeyi belli bir ölçü dahilinde yapmaktır. Yüce Allah, kâinatı yaratmadan önce projelendirmiş, en ince detaylarına kadar hesaplamış, hassas dengeleri takdir etmiş ve akabinde icra etmiştir. Kâinat yaratıldığından beri başta verilen ölçü, denge ve düzen hiç aksamadan bugüne kadar devam etmektedir.

Kur’ân-ı Kerim’de çeşitli yerlerde bu denge ve ölçülere değinilmiştir. Güneş ve ayın belli bir hesapla ve belli bir yörüngede hareket ettikleri,[29] gece ve gündüzün belli bir düzen içinde oluştuğu,[30] yağmurun belli bir miktar ve düzen içinde yağdığı,[31] denizde yüzen gemilerden söz edilerek suyun kaldırma gücünün olduğu[32] ve daha birçok konuya değinilerek bir yaratıcının varlığı ispatlanmıştır.

 

 

 

[1] el Mu’minûn 23/12-15, el Hac 22/5.

[2] el İsra 17/85.

[3] Nasuriddin Ebu Said Abdullah b. Ömer b. Muhammed eş-Şirazî el-Beydavî, Envaru’l Tenzîl ve Esrari’t Te’vîl, (Beyrut: Daru İhya et-Turasi el-Arabî, h. 1418), 3/265, Zemahşeri, El–Keşşaf an Hekâiki Ğevamizi Et–Tenzil, 2/290.

[4] et-Taberî, Cami’ul Beyan fi Te’vili’l Kur’ân, (Müessesetu’l Risale, 2000), 17/541, Zemahşeri, El–Keşşaf an Hekâiki Ğevamizi Et–Tenzil, 2/290.

[5] Zemahşeri, El–Keşşaf an Hekâiki Ğevamizi Et–Tenzil, 2/40.

[6] el En’am 6/76.

[7] el En’am 6/77.

[8] el En’am 6/78.

[9] el En’am 6/79.

[10] El–İsfehani, Müfredat, “h-n-f”, 133.

[11] el Bakara 2/135, el Al-i İmran 3/95.

[12] el Bakara 2/135, el Nahl 16/120.

[13] el Nisa 4/125, el En’am 6/101.

[14] el En’am 6/161.

[15] el Hac 22/31.

[16] el Yunus 10/105.

[17] el Beyyine 98/4.

[18] Fikret Kahraman vd., “Dini Kavramlar Sözlüğü”,”Hanîf”, 230.

[19] el En’am 6/101.

[20] el A’raf 7/54, el Yunus 10/3.

[21] el Enbiya 21/30.

[22] el Hac 22/5, el Mu’minûn 23/12-14.

[23] es-Secde 32/9.

[24] el Hac 22/5, el Mu’minûn 23/12-14.

[25] el Kamer 54/49, el Furkan 25/2.

[26] el A’la 87/2,3.

[27] el Tin 95/4.

[28] el Mulk 67/3.

[29] el Rahman 55/5, el Enbiya 21/33.

[30] el Al-i İmran 3/190, el Yunus 10/6, el Enbiya 21/33.

[31] el Mu’minûn 23/18.

[32] el İsra 17/66.

The post KAFİRÛN SURESİ’NİN TEFSİRİ IŞIĞINDA KÜFÜR OLGUSU-6 first appeared on İNZAR DERGİSİ.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.