Halit Şavlı

Adım enkaz. Vuku bulan depremlerden arta kalan yıkıntıyım ben. Yıkılmış, dökülmüş ve çökmüş manalarına gelir ismim. Adımı kendim seçmedim, onu sizlere borçluyum. Adım enkaz; hatıralarınız, umutlarınız, sevinçleriniz altımda kaldı. Birlikte parçalandık. Kolonlarımın çatırtısıyla çığlıklarınız birbirine karıştı. Kırık dökük parçalarım kanınıza bulaştı. Çokça yara aldık beraberce,  çokça öldük. Adım enkaz, işe...
25.04.2023
0
40
Aylardan eylül… Şehrin denize bakan yüksek bir mahallesinde, camekânlı balkonda oturmuş kitap okuyorum. Caddenin iki yanını süsleyen koca çınarların dallarını sallıyor esinti. Batmaya yüz tutmuş akşam güneşinin ışığıyla oynaşıyor yapraklar. Hava yer değiştirdikçe dışarı taşıyor pencereden perdeler. Ara sıra dibinde oturduğum duvara yansıyor gölgeler. Boşluğa sarkıttığım elimi çekiştiren rüzgâr, oyununa...
21.01.2023
0
48
Bir cumartesi sabahıydı. Gün doğmak üzereydi şehrin üstüne. İşe gidenlerin birer ikişer sokaklara döküldükleri bir vakit. Binalar, uyuyan canavarları andırıyordu bu saatte. Beton işgalinden dolayı nemi ve kokusu kendi içine hapsolduğundan, nefessizdi toprak. Duvar çatlaklarına sığınmış arsız sarmaşıkların, kuytularda boy veren eğrelti otlarının dışında hayat belirtisini gösteren doğa ögesi yoktu...
07.12.2022
0
33
Çöl bedevileri için vaha neyse, şehrin bağrındaki park da odur benim için! Koca çınarların gölgesinde soluklanıp, fıskiyenin püskürttüğü suyun huzur veren sesini dinlemek için uğradığım bir yerdir burası. Sarı Mehmet’in demli çayının hakkını da teslim etmeli tabii! Sırf onun için bile gelinir yani! Samimi dostların sıcaklığını yansıtır ahşap oturaklar. Eski...
06.11.2022
0
422
Musalla taşına konmuştu tabut. Namazdan sonra toprağa teslim edilecekti. Yıkama, kefenleme işini bitiren imam, abdest tazeleyip cenaze namazına hazırlanırken, yardımcıları etrafı toparladılar. Geldiğinden beri dikkatini çeken bir genç vardı etrafında. Ne iş yaparsa onu yanı başında bulmuş, yüzüne yansıyan gölgeyi, ruh halini dışa vuran ağır yükü fark etmişti. “Bu genç,...
04.10.2022
0
76
Caddenin genişçe bir yerinde, soğuk zemine bağdaş kurup oturdu adam. Görünürde sakatlık arz eden bir yanı yoktu. Dilenip dilenmeyeceği de muhaldi. Afganî kıyafetleri dağınık, dış görünüşü zayıftı. O, kimseyle ilgilenmiyordu. Ancak onun varlığından rahatsız olanlar olmuştu. Kendine yöneltilen nefret dolu bakışlardan bunu açıkça görebiliyordu. Aldırmadı. Kimse yokmuş gibi davranmayı, gurbette...
26.08.2022
0
1.279